Sırra Eren 33 Düş Yolcusu – Bedreddin Rasih

421

Ben düş yolcularını üniversite kampuslerinden, özerk demokratik üniversite mücadelesinden tanıyorum. Liselerde eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim mücadelesinden tanıyorum. Ankara’nın ayazında direnen Tekel işçileri ile dayanışma eylemlerimizden tanıyorum. İnternet sansürü ve yasağına karşı meydanlarda yükselttiğimiz sloganlarımızdan tanıyorum. Gezi direnişinde sokak çatışmalarından, barikat başlarından tanıyorum. Soma’da katledilen madencilerin hesabını sormak için yaptığımız eylemlerden tanıyorum. Kadınların katledilmesine karşı sokakta olanlardan tanıyorum. Kürdistan’daki savaş politikalarına karşı, Kürt halkı ile omuz omuza mücadele edenlerden tanıyorum. Onlar da tanıyorlardı; Rojava devriminde, Kobané düştü düşecek denilen zamanlarda, tüm benlikleriyle faşizme karşı can siper olanları, yeni bir umut yaratanları, çorak toprakları yeşertenleri, çocukların gülüşlerini ve sevinçlerini, nerede olsa, tanıyorlardı. Onlar, enternasyonal devrimciliğin; tıpkı Paramaz, Kader, İvana, Mahir, Komünist Nefer gibi sır arayıcıların, “sırra erenler”in yoldaşlarıdırlar.

Her biriyle yollarımız, adımlarımız kesişmiştir. Her kavgada yan yana gelmişizdir. Ve onlar her temasta, her sıkılı yumrukta, her silah çatmada, her haykırışta, tutulan halayda, atılan zılgıtta iz bırakmışlardır. Cebo’yla, Ekin İnce Memed’in topraklarında beraber adımladık; her bir sokakta beraber yürüdük, beraber haykırdık. Pazar yerlerinden fabrikalara, gecekondulardan varoşlara, meydanlardan okullara beraber “ellerimizde yarınlar” Türkiye ve Kürt halklarının mücadele ortaklığını haykırdık, kavgasını verdik. Çukurova’nın bici bicisini, şırdanını, şalgamını beraber tattık. Vicdanı da, gülüşleri de, öfkesi de, yoldaşlığı da sahici ve devrimciydi. Kavganın en önünde, küçük-büyük demeden her faaliyette, her direnişte, öncü ve önderdi. Cüret ederdi ve cesareti bulaşıcıydı. O kısacık zaman diliminde, O’nda, bütünlüklü bir devrimciliği ve yoldaşlığı gördüm, yaşadım ve şahit oldum.

Keke’yle paylaştığımız bir yudum çayı ve bir parça ekmeği; kampus ve sokaklarda yan yana verdiğimiz mücadeleyi; yokuşlu Ankara yollarında beraber adımlayışımızı; barikat başlarında, kavga alanlarında beraber söylediğimiz türküleri, çektiğimiz halayları asla unutmayacağım. Yaşam bu, bir de gündelik hayatın olağan akışı içinde bir iki kez de olsa beraber bulaşık yıkamışlığımız vardı, aynı fıkralara ve başımızdan geçen olayların komikliğini anlatıp anlatıp gülüşlerimizi de unutmayacağım. Mütevazı, bazen utangaç, bazen deli dolu yoldaşlığı benim bir parçamdır.

Çağdaş’la, Ezgi’yle, Polen’le… ve diğer “sırra erenler”le ya da yaşamın diğer alanlarında mekan ve zamanın bizi fiziksel olarak buluşturmadığı devrimcilerle hep aynı duyguları hissetmişizdir. Öfkelenmelerimiz, itirazlarımız bir bütünün parçaları olmuştur. Onların, hem gülüşleri hem adımları hem de devrimciliği tüm gerçekliği ve sahiciliğiyle birlikte, sadece bir imge, bir fotoğraf karesi değil. Onlar, bu duruşlarıyla, anlattıklarıyla, bir sırrın hemhal oluşudur. Düş-ünce-leriyle ve eylemleriyle bir bağ kurmuşlardı. Ve bu mücadeleleri, devrimci belleğimizdedir.

Suruç bize ne söyler?

33 düş yolcusunun verdiği mücadele; sömürünün, yoksulluğun, savaşın, katliamın olduğu dünyaya karşı bir duruş. Bu mücadeleleri, klasik anlamda bir hayalperestlik değildir. Düş ve düşü gerçekliğe kavuşturmanın tehlikelerinin ve güzelliklerinin tamamen farkında olarak; “tarihin çağrısına yanıt olmak için” orada bulunuyorlardı. Gezi’nin devrimci dinamiğiyle Rojava’nın umudunu buluşturmak için oradaydılar. Onların mücadelesi, köhneyen ve çürüyen kapitalist dünyaya karşı, yeni bir tohumun ve yaşamın filizlendiği bir varoluş mücadelesidir. 33 düş yolcusunun devrimciliği, hem birleşik devrim mücadelesini barındırır hem de cüret ve cesareti… İçlerinde barındırdıkları bu devrimcilik, faşizmin her türlü saldırısına karşı bize direnç, bize cüret oldu. Ve yarın zafer olacak!

Suruç, katliamlar silsilesinin bir başlangıcı değil, devamıydı. Adana, Amed, Suruç, 10 Ekim; bugün de halen devam eden savaşın birer parçasıdır. Sanılmasın onlar sondu. Bugün daha da büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Faşizm, kendisini siyasal, toplumsal, ekonomik, askeri ve kültürel olarak her alanda tahkim etmeye devam etmektedir. Siyasal olarak, tekçi yapısını güçlendirmekte ve kendisini yeniden kurmakta ve muhalefeti kendisine yedeklemektedir. Askeri olarak ise, tahkim ettiği kurumsallığına eli kanlı, gerici ve ülkücü-faşist çeteleri, örgütlenmelerini eklemiştir. Toplumsal olarak örgütlenen faşizme ise değinmeye bile gerek yoktur; şovenizm, bugün sadece Kürt halkı nezdinde değil bölge halkları üzerinden de köpürtülmektedir. Bugün savaşın, savaşanların pozisyonu ve niteliği değişmiştir. Önüne geçmediğimiz, ablukayı dağıtamadığımız, direniş hattını ileriden kuramadığımız her saniye, şiddetin ve baskının dozajı artacaktır. Bu katliamcı zihniyet, dün de vardı, bugün de var ve önüne geçemezsek yarınımız en karanlık distopyaları aratmayacaktır.

Suruç Katliamı, Gezi’nin üzerine binmiş olan Kobané Direnişi’nin rüzgârını da arkasına alarak gelişen devrimci eylem hattının önünü kesme arayışıydı. Gençlik, her dönem hem motor güç olma özelliğiyle hem öncülüğüyle hem de dinamizmiyle mücadelenin içerisinde olmuştur. ‘68 isyan dalgasında, 6. Filo’nun denize dökülmesinde, 71 devrimci kopuşunda, Tariş’te, tütün grevlerinde, ‘90’lardaki gelişen toplumsal ve sınıfsal mücadelelerde, Tekel eyleminde, Taksim 1 Mayıs savaşlarında, Gezi’de, üniversite kampuslerinde, liselerde, Rojava savaş mevzilerinde, kadın özgürlük mücadelesinde… Mücadelenin her alanında/anında kavgayı yükselten olmuştur. Gençlik hareketi, özgürlük, eşitlik, adalet talepleriyle; bilimsel, demokratik, anadilde eğitim talepleriyle sınıfın, ezilenlerin, kadınların mücadele arayış ve taleplerini sokakta kesiştiren, buluşturan olmuştur. 33 düş yolcusu da bu mücadelenin birer faili, öznesi ve öncüsü olmuştur. “Beraber savunduk beraber inşa edeceğiz” şiarıyla Kobané’ye yolculuğu örgütlerken, birleşik devrim mücadelesinin zeminini ve kültürünü yaratmışlardır. Gençliğin, hem devrimci hem de tarih bilinci vardır. İşte bu katliam, sadece devrimci fikirlere, bedenlere, mücadeleye bir saldırı değil aynı zamanda gençliğin devrimci belleğine, birleşik gençlik mücadelesine, gençlik hareketinin öncü dinamik gücüne, itiraz ve reddine karşı bir saldırıdır. Kazanılan devrimci birikime ve mevzilere saldırıdır.

Devrimci dinamizmi ve potansiyeli en hızlı görüp ona temas etme, kısa devre oluşturma cüretini gösteren hep gençler olagelmiştir. Gençlik, mücadelenin en aktif ve dinamik öznesi olarak tarihte yerini almıştır. Devrimci isyan geleneğini, her dem diri tutan ve ona rengini veren olmuştur. Dünyanın dört bir yanında gelişen isyanlarda, Tunus-Tahrir’den başlayıp tüm bölgeye yayılan isyan dalgasında, Sarı Yelekliler’de, Öfkeliler hareketinde, toplumsallaşmış Siyah öfkede, Haziran Ayaklanmasında… her yerde en öndeydi gençlik. Türkiye’de sokakta, okulda, iktidarın hayatı hedef aldığı her yerde ona karşı haykıran, itiraz eden oldu. Rojava’da enternasyonal devrimci dayanışmayı ördü. Rojava direnişi ve devrimiyle ortaklığı en önden karşıladı. Üniversite kampuslerinden, lise sıralarından, mahallelerden, şantiyesinden çıkıp gelen gençler, Gezi barikatlarını Kobané mevzilerine taşımıştır. Gençlik mücadelesinin içinden çıkan, onun öncülüğünü ve önderliğini yapanlar bu tarihsel kesiti yaratan, buluşturanlar olmuştur.

Gençliğin fırtınası dinmeyecek!

Yüreğimizde yeni bir dünya taşıyoruz, şimdi şu anda bu dünya büyümekte!”*

Bugün, Suruç Katliamı’na karşı duruşumuz, birleşik gençlik mücadelesini yaratmada bir moment olmalıdır. Düş yolcularının amaç ve idealleriyle buluşmak tam da buradan geçer. Gençliğin mücadelesi, kendisini birleşik bir gençlik mücadelesine evrilttiğinde güçlenecek; itirazı, direnişi ve ille de ihtilalci karakteri daha da büyüyecektir. Gençlik olarak sokakları yeniden kazanma perspektifi ile yol almalıyız. Bu bilinçle, 20 Temmuz’da faşist devletin bize çizdiği sınır çizgilerini aşarak, fiili meşru mücadele hattını büyütmeli, atılım ruhunu geri kazanmalıyız.

33 düş yolcusunu aramızdan alanlardan, hesap sorma bilinci ile hareket ederek bugün küçük-büyük demeden var olduğumuz her alanda, birleşik devrimci mücadele hattını örmeliyiz. Fiili meşru mücadele alanlarının yeniden daha fazla canlandığı ve hareketlendiği, dijitalleşmenin ifade edimiyle sokağınkinin buluşturma konusunda çok daha yaratıcı olabileceğimiz zamanlardayız. Suruç için adalet herkes için adalet sloganı, fiili meşru eylemlerden doğrudan hesap sorma bilinci ile örgütlenecek eylemlere kadar tüm mücadele araç ve biçimleri ile yükselteceğimiz bir slogandır.

Faşizmin saldırılarını bertaraf etmek; günümüzü ve geleceğimizi koparıp alabilmek; 33 düş yolcusuyla beraber tüm ölümsüzleşenlerimizin dâhil olduğu hikâyeyi birlikte, devrimci bilinç ve eylem temelinde yazıp tamamlayabilmek için, hem eylem hem de ruhsal birlikteliği sağlayabilmeliyiz. Düş yolcularının mücadelesine; böyle bir bakışın, eylemin ve müşterekleşmenin içkin olduğunu söyleyebiliriz. Onların yolculuğu; yoldaşlaşmanın, ağız dolusu gülmelerin, yaşamın ne kıyısı ne köşesi, tam orta yeridir.

Ve size söz olsun ki hiçbir düşünüz, düşümüz yarım kalmayacak! Hikaye anlatıcıları, düş savaşçıları hep var olacak..

* Buenaventura Durruti

Bedreddin Rasih

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız