Bir Kadın Çığlığı Daha Havada Asılı Kalmayacak!

381

Dün bir kadın katledildi; Emine Bulut. Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde sunulan cinayet fotoğraflarına eklenen Emine Bulut’un son anları adeta bir ölüm pornosuydu. Ölüme yabancılaştıran, hissizleştiren nitelikte.

Emine’nin ailesinin sorduğu soru tüm acılığıyla karşımızda duruyor; “Neden kimse bir şey yapmadı?” yanıtımız var mı? Bu sessizliğe şaşıyor muyuz? Daha Emine Bulut’un katledilmesinden bir gün önce, Konya’da, Tuba Erkol, üç çocuğunun gözü önünde, Bekir Erkol tarafından 20 yerinden bıçaklanarak katledildi.

İstedikleri artık hiçbir şeyin, ürettikleri şiddetin katliama varana dek her bir boyutunun oldukça sıradan, alışılmış olması; uyuşmuş ve reflekslerini kaybetmiş bir toplum. Yine de bu kadarı tüm bünyelere fazla geldi. Bu cinayete tanıklık eden herkes/hepimiz öfkeyle sıçradık.

Bir kişi daha eksilmeyeceğiz

Bu toplumda kadınlar, her gün hiçbir sınırı olmayan bir erkek şiddetinin içerisinde yaşıyor. Her gün üç kadın katlediliyor. Her gün üç Emine Bulut yaşam hakkı için çığlık atıyor. Bu çığlıkları durdurabilecek, erkek devlet şiddetine had bildirecek ve ortadan kaldıracak olan bizlerden/kendimizden başkası değil. Emine Bulutların “ölmek istemiyorum” çığlığını bir daha duymak istemiyorsak, bir Emine Bulut çığlığında daha asılı kalmak istemiyorsak özsavunma mücadelesini büyüteceğiz. Bizim kulaklarımız sağır, gözlerimiz kör, yüreklerimiz taş değilse, “kadın cinayetleri politiktir” diyen bir bilincimiz varsa yapacağımız tek şey erkek egemen kapitalist sistemi ve devletini hedef haline getirmektir.

Erkek şiddetinin her türlüsüne karşı öz savunma direnişleri geliştirmeliyiz. Bir erkek, bir kadına şiddet uygulamanın ne demek olduğunu; her an bir öz savunma mücadelesiyle karşılaşacağını; hiçbir adımının cezasız kalmayacağını bilmeli. Kuşkusuz toplumsal cinsiyetçi rollerin üzerinde gelişen, erkek şiddetinin fideliği burjuva faşist devleti hedefe almayan hiçbir mücadele, sorunun nihai çözümüne yönelmiş olmaz. Biz “kadın cinayetleri politiktir” diyorsak, politik bir duruş sergilemeliyiz. Hem evde, sokakta, okulda doğrudan bize yönelen erk’e karşı mücadeleyi büyütecek hem de bu erk’le beslenen ve bu erk’i besleyen erkek egemenlikçi kapitalist devlete, onun tüm cinsiyetçi politika ve uygulamalarına karşı duracağız. Bedenimize, kimliğimize, emeğimize yönelen her eli kesecek, dişe diş bir kavgadır bizi bekleyen. Cins bilinci ile sınıfsal/toplumsal bilincin kaynaşmasını sağlayacak olan tam da budur.

Bütün mümkünlerin kıyısında…”

Mücadele kimileri için bir şeyi var etme savaşıdır. Olmayan bir şeyi, bir ihtiyacı, bir talebi karşılama durumudur. Bir kadın içinse bu, aslında bir varoluş mücadelesidir. Kimliğiyle, bedeniyle, emeğiyle bir varoluş mücadelesi/hali…

Kadınlar faşist iktidar tarafından, patriyarkal kapitalist sistem tarafından, toplumsal cinsiyet rollerini yeniden yeniden üreten kapitalist toplum tarafından kendisine biçilen yazgıya bir başkaldırıyı örgütlemeden özgürleşemez. Bu yazgıya bir meydan okuyuştur bizim varoluşumuz. Kadın kimliğimizi yok eden, yok sayan her türlü erk’e, toplumsal düzene karşı, patriyarkal kapitalist sisteme karşı başkaldırının dilidir bugün isyan. Nesneleştirilmeye karşı öfkenin dilidir isyan.

Birçok kadın, kendi geleceğini belirlemek, kendi kararlarını kendisi vermek istediği için şiddete uğramış, öldürülmüştür. Bir kadın, bir başkasının ona çizdiği rotayı reddedip kendi rotasını çizmek isterse onun payına düşen şiddettir, yüzüne atılan kezzaptır, ölümdür. Bir kadın verili toplumsal ilişkilere, geleneksel toplumsal düzene itiraz ettiği, tüm tehdit ve baskılara rağmen kendi yolunu çizmeye çalıştığı, kendi kararlarını kendisi verdiği için “doğrudan” bir erkeğin şiddetine maruz kalmadığında, bir erkeğin elinden sunulan ölümle karşılaşmadığında bile toplumsal red-kabul ölçülerini alt üst ettiği için, yaşamın kıyısına itiliverir. Boşanmayı zorlaştıran yasasıyla, kürtajı imkansız kılan yasa ve uygulamasıyla, görünen-görünmeyen emek sömürüsüyle doğrudan erkek egemenlikçi sistemin, burjuva faşist devletin hedefindedir. Ya kölelik zincirlerini kabul edecek ya da “bütün mümkünlerin kıyısında” kavgaya atılacaktır varoluş mücadelesi için.

Yaşamlarımıza kayyım atayamazsınız!

“Evdeki faşizm”in can suyunu veren AKP-MHP faşist iktidarıdır. Sömürgeci ırkçı AKP-MHP iktidarı, halkların iradesini nasıl gaspediyor, onları yoksayıp köleleştirmek istiyor, katliamlarla, fetih savaşlarıyla terbiye etmeye çalışıyorsa; erkek egemen akıl da benzer mekanizmalarla kadınların yaşamını gaspediyor, kadınların her türlü iradesini ve seçim hakkını elinden alıyor, kadını kölece yaşama razı etmeye çalışıyor. Erdoğan’ın çeteleri, devletin selameti için yol ortasında boğaz kesiyor, muhalefet edeni infaz ediyor, Kürt halkına düşmanlıkta ve katliamlarda sınır tanımıyor. Ve tüm bu icraatlar faşist devlet tarafından ödülendiriliyor. Aynı devletten kendi cinsiyetçi, katliamcı aklını üretenleri ve onu icra edenlerini, kadın katillerini, cezalandırmasını bekleyebilir miyiz?

Bizi adeta geleceksizliğe mahkum eden, hayalsiz bırakan bir ülkede, bu cinnet haline son vermekten başka seçeneğimiz var mı? Adeta kadın kırımına dönüşen kadın cinayetlerine karşı mücadelemizle Kürdistan’da irade kırımını hedefleyen belediyelerin kayyımlarla gaspına karşı mücadelemiz buluşacak ve faşizme karşı mücadelenin bir parçası haline gelecek. Türkiyesi’nden Kürdistanı’na, bir bütün demeliyiz ki: Yaşamlarımıza kayyım atayamazsınız! Ancak bu irade ile küçük “zafer”lerle oyalanmayı bırakır, yenilgiler döngüsünden çıkar, bir bütün kurtuluşa ulaşırız.

Tekçi egemenlik biçiminin somut ifadesi olan faşizme karşı mücadele ederek, “kendi kararlarımızı kendimiz vermek istiyoruz, dışımızda ve üstümüzde bir gücün bize hükmetmesini istemiyoruz” diyen tüm kesimlerin mücadeleleri ile iç içe ilerleyerek erkek egemenlikçi bu düzeni yıkabiliriz. Bu, tek seçeneğimizdir. Bunun dışında bize gösterilen tüm yollar, köleliği seçmek demektir.

Emine Bulut’un çığlığıdır bizi sürekli uyaracak olan

“Güzelliği avuçlarımın arasına aldım, acıydı…” der Furuğ Ferruhzad. Bugün tüm kadınlar, ‘hayatı avuçlarımın arasına aldım, acıydı…’ diyorlar. Buna rağmen yılmadan, hayatlarını avuçlarının arasına almak için mücadele ediyorlar.

Biz devrimci kadınlar, kadınların birleşik devrim hareketinin inşacısı kadınlar, kadın isyanını büyütecek, ‘hayatı avuçlarımızın arasına aldık, güzeldi…’, diyeceğimiz günlere kement atacağız.

Mücadelemiz, bize sunulan hayatın dışına çıkıp kendimizi yeniden inşa etme mücadelesidir. Bir kadın toplumsal cinsiyet rollerini reddettiğinde, geleneksel toplumsal yapıyla çeliştiğinde ve tüm bu yapının koruyucusu ve yeniden üreticisi olan devletin yasası, teammülleri ile karşı karşıya geldiğinde; özcesi çemberin dışına çıkmak istediğinde; ya gerici toplumsal çevre ve aile tarafından ya evli veya sevgili olduğu erkek tarafından ya da burjuva faşist devlet tarafından cezalandırılır. Ona çemberin içi gösterilir. Oysa bir kez çemberin dışına çıkmak için adım atan, çemberin dışına çıkan kadın artık solumuştur özgürlük rüzgarını ve “tek mümkünü” başkaldırıdır. Bir insanın/kadının en büyük gereksinimi, kendisi olarak varolma ve kendisini gerçekleştirme ihtiyacıdır. Bir kez bu ihtiyacı etinde, kemiğinde hisseden kadın, tüm sınırları parçalayacak güce ulaşır.

Çemberin dışına çıkan biz devrimci kadınlar, evcil köleliği reddeden ve erkek egemen kapitalist sistemin afarozuna uğrayan kadınlar, Emine gibi ölüm karşısında çaresiz kalmamak için ve bize reva görülen hayatları yaşamamak için kendi kaderimizi mücadelenin içerisinde yazarak, dünyaya kendi ışıltılı hayalgücümüzü düşürecek, özgürlük rüzgarını daha da büyüteceğiz.

Şimdiye kadar ses olamadıklarımıza, kaybolup giden çığlıklarını tutamadıklarımıza yüreklerimizin en içinden sesleniyoruz: Kadınlar, “bütün mümkünlerin kıyısında” / tek mümkünümüzdür mücadele / tek mümkünümüzdür devrim!

KBDH

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız