8 Mart’a Doğru Giderken Direnişin Adı : Leyla Güven – Direnç Peyman

390

Bu bir varlık,bu bir özgürlük savaşıdır.

Kuşkusuz tarihin getirdikleri var. Öyle ki dişe diş kana kan yazılmışlardır tarafımızca. Tarafımız kendi kaderi tayin hakkı zapturapt altına alınmış, kapitalist kölelik düzenini 2 kat daha ağır yaşayarak adeta cins kıyımına uğrayanların tarafıdır. Bu kıyım ;

ley Toplumsalın  hane içi en küçük versiyonunun, her gün rezilce onursuzca bir yaşamı dayatarak yeniden yeniden örf -adet toplumsal normlarla adeta kadının aile içi cinnet halini doğurması münasebetsizliğiyle erkeğin arkaik iktidarının hunharca devam ettirmektedir.Tüm duygu düşünce siyasi sosyal ekonomik dünyası bu aileyi üreten babaya erkeğe bağlıdır. Hemen hemen tüm alanlardaki varlığı kapitalizmin erkeklikle katmerlenmiş iktidarını üreten bu rezil erkek figürü bazen eş, baba,komşuda bazen patron, ustabaşı, iktidarın açıklarını kapatmakla meşgul sözde mülkün temelini savunan yargıçlarda içkin olarak görünür.

Sermaye birikiminin bel kemiği durumundadır.’’Görünmeyen emek olma’’ hali kapitalist düzenin en büyük sömürü kaynağıdır.Ezilen cinsin ezilen sınıfla kopmaz bağı bu sömürü sisteminin merkezinde durmaktadır.

Kapitalizmin  siyasi ve ekonomik boyutta katmerli krizini bazen faşizm yoluyla da en tekçi yani en erkek haliyle baskı ve zor yoluyla onarmaya koyulur.Evde bir yığın işgücünün yeniden üretimini sağladığı gibi emeğini satma durumunda da  kapitalizmin ezilen cinsi tahakküm altına alarak krizlerini aşma sürecini hızlandırır.Tekçi egemenlik sistemlerinin bu en rafine şeklidir bu faşizm.Kadına dair ne varsa cinssel, sınıfsal, ulusal ….. topyekün saldırı ve artık bir yok etme söylem ve eylemliliğini üretir.

Bu anlamda varlığa yahut özgürlüğe en ufak kanat çırpış kuşkusuz bu devlet baba figüründe simgeselleşen faşist tekçi egemenliğin nevrotik yöntemleriyle bastırılmaya yokedilmeye çalışılacaktır kuşkusuz.

Ülkemiz, bölgemiz kadını yine hem küresel çapta yaşanan sermayenin kendini tahkim sürecini hem de Türkiye çapında atipik süreçlerle kendini örgütleyen Faşizmle burun buruna nefes nefes almaya çalışmaktadır.Bu anlamda Başfaşist Erdoğanla bütünleşen AKP-MHP koalisyonuyla paramiliter ayağı hemen her mahallede, sokakta, üniversitelerde, toplu ulaşım araçlarında, öğrenci yurtlarında, evlerimizde………….ciddi anlamda organize olmakta.Bunun anlamı Türkiye özelinde yaşanan siyasi-ekonomik krizin Faşist devletin bekaa sorununa gelip çatmakta oluşudur.Bekanın devamlılığı açısından toplumsal dinamiklere saldırı da dahil  bölgesel çapta Kürt kıyımı ve Kürdistan kapsamında bölgesel savaş konsepti, işçi kıyımı ve işsizler ordusu üretimiyle yapmaktadır.Bu noktada siyasi-sosyal taraflaşmalar açısından kapitalizm ya da burjuvazi faşizmin kendini çözme noktalarını iyi hesaplayarak kendi tarafını diri ve teknik açıdanda donanımlı tutmakta.’’Kalanlar’’, –ötekiler- işçiler, emekçiler, devrimci tutsaklar, gençler kadınlar… Yani bizler açısından bu hazırlığı görmek ve iyi okumak gerekir.Mermi siyasetiyle taraflaştırılan  tanzim satış noktalarıyla kendini teşhir eden yapıya reddiyeler yükselmektedir.Bu reddiyenin en olgun ve örgütlü hatta öncü hali kadınlar tarafından yapılmıştır.Faşizmin bu toplumsal cinsiyetçi yanı aile içinde işyerinde okulda-üniversitede  toplu taşımada kadınlar açısından , faşizmin aşılmazlığına dair jilet durumu yine kadın direnişleriyle reddedildiği gibi verilen direniş örnekleriyle de yıkımından başka yol kalmadığını örgütlemektedir.

Özgürlüğe aç, şiddete tokuz

faşizmi yıkacağız biz kazanacağız!

Kadınların bir bütün olarak emeğine, bedenine, kimliğine sahip çıkma durumu bugün faşizmin çok daha derin nefret ve katliam üzerine çizdiği sınırları kaldırıp atmıştır.

Bu anlamda Leyla Güven’in direnişi faşizme karşı mücadelenin rengini tarzını

mesajını vermiştir.

 Tecrit ve imhanın en insanlık dışı boyutuyla yaşandığı ülkemiz ve bölge çapında bugün insanlığı savunmak mücadelenin esas belirleyeni olmalıdır.

İnsanlığın varlığı ilk önce kadınların varlığı sorunuysa Leyla Güven tüm kadınların ezilmişliğini dört duvar arasında sınırtanımaz bir özgürlük arayışına dönüştürerek bu anlamda insanlığı savunmuştur.

Kuşkusuz bu eylemliliği gerçekleştirmesinde kendisinin de altını çizdiği :

’’Yaşamı uğruna ölecek kadar çok sevenlerin yoldaşı’’ olma derinliği vardır.

Bu derinlik bizi yanyana getiren ezilmişliklerin düşünce ve fikir düzeyinde müşterekleşip kapitalist faşist egemenliğe karşı isyan ve özgürlük olarak örgütlenmesindendir.

Komünar kadınlar  bu direnişi sahiplenmeli, sahiplendiği gibi büyütmelidir de. Bu kurtlar sofrası kadın düşmanı faşizmin her yeri teşhir olmuş durumdadır.Bu teşhir bugün Faili meçhul kadınlar ülkesine dönmemizle en dehşet boyutuna ulaşmıştır.Bu teşhir bugün sendika üyesi olduğu için kamerelar önünde dahi faşizmin polisi tarafından taciz edilebilecek kadar hatta nafaka hakkına havuz medyası aracılığıyla IŞİD  ritüellerince dil uzatmaya kadar gitmiştir.

Faşizme karşı  tek bir yaprak kıpırdamasa bile bir gün bir kadın çıkmış ve dalga kıran olarak bu savaşı başlatmıştır.Bu savaş tüm hemcinslerimizin emekçi sınıfın savaşıdır.

Bu anlamda Leyla Güven çıkışıyla sembolleşmesi gereken 8 Mart:

Faşizme karşı;

Cins kırımına karşı;

Toplumun tek tipleştirilmesine karşı;

Bölgesel çapta ve Kürdistanda özelleşen işgalci savaş konseptine karşı

Tecrit ve işçi kıyımına karşı

Özgür yaşama saldırı kapsamında LGBTİ lere baskının artması hatta nefret ve yok etme  politikalarına karşı

yaşamın tüm alanlarında buluşmalı özsavunma temelinde tüm ezilmişliğimiz yaralarımız ve kırılganlığımızı isyana dönüştürmeli

’’Öldürürse bizi bu sessizlik öldürür’’

(Leyla Güven’in kızı ile yapılmış röportajda kızının annesinin başlattığı direnişi değerlendirirken ki cümlesidir)

FAŞİZME KARŞI DALGAKIRAN OLUNMALIDIR!

YAŞASIN 8 MART!

DİRENÇ PEYMAN

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız