Devrim yürüyüşü: Serxwebûn Yayınları 35. yılında

1062

Yayın hayatına Mazlum Doğan’ın Genel Yayın Yönetmenliği ile başlayan, 2012 yılında 30 yıllık arşivini yayınlayan Serxwebûn Yayınları, 2016 yılı itibarıyla 35. yılını geride bıraktı. PKK’nin temel ideolojik eserlerini yayınlayan ve gerek yazılar, gerek Şehit albümleri, gerek basılı yayınları ile büyük bir yayıncılık geçmişine sahip.  Serxwebûn, serxwebun.org adresinden de internette yayın hayatına devam ediyor.

Weşanên Serxwebûn 35. yılı ile ilgili olarak bu metni internet adresi üzerinden geçtiğimiz günlerde bu metni okuyucularına sundu:

“Kürdistan ve Ortadoğu halklarının kaderinin yeniden çizildiği tarihi günlerden geçiyoruz. Mayıs 1916’da Sykes-Picot antlaşmasıyla Ortadoğu’da haritanın yeniden çizilmesi üzerinden yüz yılın geçti. Ortadoğu’da ‘Arap Baharı’ ile başlayan ve halklar adına devrim umudu yaratan ve sonunda ‘Kürt Baharı’ ile ivme kazanan ve bugün Kürdistan’ın statüsünün uluslararası arenada tartışıldığı bir sürece gelmiş bulunuyoruz.

Özgürlük mücadelesi veren halklar adına, Kürdistan Özgürlük Hareketi PKK, bugün yalnızca Kürdistan’da değil Ortadoğu ve dünyada, ilericilik, demokratik sosyalizm ve özgürlük adına direniş bayrağını zirveye taşıyor, Ortadoğu’nun kaderini belirliyor.

Bir yanda direniş, bir yanda katliamlarla örülü Ortadoğu ve Kürdistan coğrafyasında yeni bir yaşam kimliğini ve umudunu canlı ve dipdiri yaşatan PKK, geleceğe dair halklar adına yeni toplumcu paradigmasıyla en kararlı, en direngen ve en mücadeleci sözü söyleyen bir özgürlük hareketi olduğunu dosta, düşmana göstermiş bulunuyor. PKK’nin bu kararlı duruşu ile egemenlerin çizdiği sınırlar parçalanıyor, özgürlük tutkusunu binyılların zulmüne rağmen ayakta tutan halkların baharı daha da yakınlaşıyor.

Tarihin iki nehir halindeki akışı bugün de olduğu gibi devam ediyor. Bir yandan egemen ve sömürgecilerin toplumu yok sayan, bölen, parçalayan çıkar ve hesap gruplarının dünyayı talan ettiği, yerkürenin tüm zenginliklerini kendi basit ve doyumsuz çıkarları için kullandıkları ve bugün adına modern barbarizm diyebileceğimiz kapitalist modernite ile bin bir katliama imza attıkları bir sistemi ördükleri gün gibi ortadadır. Bunun karşısında ise toplumların ve halkların, inançların ve kadının tarih boyunca bin bir emek ile ördüğü, bizlere bugün kültürel ve toplumsal değerler olarak miras bıraktığı demokratik uygarlık mirasına dayalı gerçek yaşam  hala direnmektedir. Tarihin bu ikili akışı ile Önderliğin ‘Tarihsel Toplum’ olarak adlandırdığı toplumun öz tarihi verilen destansı direnişler ile daha bir gün yüzüne çıkmakta, daha görünür kılınmakta ve daha bir yeni yaşama doğru ilerlemektedir.

‘Sözden önce anlam vardı, anlam söze dönüştü, söz kutsandı ve değer buldu.’ Bu sözün büyüklüğü, hakikatinin büyüklüğünde gizli olmasındandır. Başkan Apo, en büyük savunma gücünün toplumsallığı korumaktan geçtiğini defalarca dile getirdi, binlerce sayfalık savunmalarında bu gücün açığa çıkması için, örgütlenip eyleme geçebilmesi için yeni bir aydınlanma dönemine giriş yaptı, bizlere, insanlığa ışık oldu.

Ortadoğu’nun kalbinde, Kürdistan’da doğan PKK’nin, egemenlerin tüm zulüm cenderelerini yıka yıka yeniden yazdığı tarih, tarihin karşı karşıya kaldığı en büyük katliamı, toplumun yok edilişini dünyaya bambaşka bir pencereden, bilginin ve anlamın yittiği bir yerden pazarlamaya çalışan egemenlerin korkulu rüyası olmuş durumda. Toplumun öz değerleriyle yarattığı ve şekillendirdiği birey ve kültürüne karşın, anlam yitimine uğramış, kendi olmaktan çıkmış, doğadan kopmuş, kadının yaratıcı gücü ve iradesini tüketerek adeta bin yılların ilk ve sonsuz kölesi haline getirmesine karşın, tarihin doğuş yaptığı Ortadoğu’dan yeniden tarihi yazan, toplumu yeniden kendi doğal mecrasına yönlendiren, bin yıllardır doğanın bir kanunu olan direniş ve mücadele kültürünü sönmeye yüz tutmuş közlerinden yeniden alevlendiren PKK gerçeği, 21. yüzyıla da damgasını vuruyor.

Bu derin tarih anlayışı ve bilincinin farkındalığıyla tarihin karanlığa yüz tutmuş zamanlarında gün yüzüne çıkan PKK, Önderlik gerçeğinin en büyük eseri niteliğindedir. Bu öyle bir felsefe, öyle bir örgüt ve öyle bir eylem biçimidir ki; özgürlük, bağımsızlık ve devrim adına tek bir yaprağın dahi kıpırdamadığı zamanlarda ‘Kürdistan sömürgedir’ diyebilen bir irade ve inanç-kararlılığın sesidir. PKK, ölüm felsefesine ve imha-inkar politikalarına karşı koyuşun adıdır. Kürtler için düşünce, irade, yaşam ve direniştir PKK.

İyi düşünce, doğru söz ve güzel ahlakın simgesi olan PKK’de ilk oluşumundan bugüne kadar kendisini topluma taşırmanın, kendisini toplumsallaştırdıkça sosyalistleşeceğinin bilinci ve farkındalığıyla, ‘PKK’nin keskin sözü ve ışığı’ olarak da tanımlayabileceğimiz Serxwebûn ile bilincini, duygusunu, eylemini, kültürünü, tarihini ve sözünü yazıya döktü.

Serxwebûn 35 yıllık uzun bir yolun tanığı; gururla bu tanıklığın taşıyıcısı olarak bugün de sözünde ve yaydığı ışıkta en küçük bir tereddüt, en ufak bir sarsılmaya mahal vermeden devrimci gazeteciliğin gereklerini yerine getirmenin onurunu yaşıyor.

1978 yılında yayınlanan ilk çalışma olan Kürdistan Devriminin Yolu-Manifesto adlı broşür ile bu görkemli yürüyüşüne ilk başladığında o dönemin aşılması imkansız zorlukları, kulaktan kulağa fısıldanarak iletilen bir ‘müjde’ olması ve herşeyden önemlisi özgürlük rüzgarının ilk habercisi olması itibariyle tarihe geçmeyi hak etmiş devrimci bir yayındır. İlk olmanın anlam ve öneminin ötesinde, elden ele, en gizli şekilde taşınarak, defalarca toplantılara, eğitimlere konu yapılması da Serxwebûn’un nasıl bir rol ve misyon üstlendiğini de göstermektedir.

PKK’nin kuruluşunu ilan etmesi ve ardından faşist 12 Eylül darbesi ile müdahale edilmek istenmesi ardından Önderliğin büyük öngörüsüyle ülke dışında yapılan çıkış, Serxwebûn için de bir dönüm noktasını oluşturdu. 1981 yılında Lübnan-Helve Kampı’nda gerçekleştirilen PKK I. Konferansı ile basın yayın faaliyetleri yeniden organize edildi.

Konferans kararı ile bir grup PKK’li Serxwebûn’u çıkarmak üzere görevlendirildi ve o güne kadar broşür, kitap, derlemeler ve bildiriler ile yayınlarını sürdüren Serxwebûn, artık düzenli aylık bir yayın olarak Avrupa’da yayın hayatına atılmış oldu.

Serxwebûn’un ilk sayısı Ocak 1982’de  çıktı. İlk sayı Önderlik Sahası’na ulaştığında askeri tören ve silah atışlarıyla selamlandı. Yaşanan yalnızca bir gazetenin çıkışı değildi, Kürdistan devriminde tarihi bir adımdı. Bugünden bakıldığında belki bir gazete çıkarmak hem teknik hem de koşullar itibariyle kolay görünebilir. Ancak Serxwebûn’u ele alıp değerlendirirken o günün zorlukları, imkansızlıkları göz önünen alındığında büyük çaba, emek, özen, irade ve ısrar isteyen bir çalışma olduğu anlaşılır. Bir idelojik yayın organı olarak Serxwebûn, topluma PKK ideolojisini taşırma gibi temel bir rol üstlenmekle birlikte aynı zamanda Kürdistan Devrimi’nin hafızasını kurumsallaştırma çalışması da oluyordu.

Serxwebûn, çıkışı ile zindanda direnen yoldaşlarına nefes, sömürgeciliğe duyulan nefret ve öfkenin sesi, özgürlüğün şafağındaki bir halkın ışığı, karanlığa mahkum edilen bir tarihin ilk tomurcuğu ve demokratik sosyalizmin inşa mücadelesinin sarsılmaz bir neferi oldu. Devrim sorunlarının en sert eleştirildiği ve devrimci çözümlerin üretildiği bir platform, zihniyeti ve yaşamı ile düşman politikalarının tutsağı olmuş halk gerçekliğimize ameliyat masasında vurulan ilk neşter oldu Serxwebûn. Yalnızca devrim ve kişilik sorunlarımızı tartışmakla kalmayıp entellektüel görevler de üstlenen Serxwebûn, bu yönüyle de bir gazeteden çok daha fazlasını gerçekleştirdi. Adeta bir karabasan gibi sömürgeciliğin çöktüğü Kürdistan toplumunun üzerindeki kara bulutları dağıtan rüzgar, ardından açan güneşin ışıkları oldu.

1982’deki PKK 2. Kongresi ile ülke sahasına dönüş kararı alınması ardından Serxwebûn, silahlı propaganda birliklerinin temel eğitim materyali oldu. En zorlu savaş koşullarına hazırlanan Kürdistan devrimcilerinin yanlarından ayırmadıkları en güçlü silahıydı artık. Düşman gerçeği karşısında kendini her an yenileyen, gözden geçiren ve dönemin görev ve sorumluluklarına karşı yapması gerekenleri görebileceği pusulası, çoban yıldızı misyonunu yüklendi. Savaşta düşmana en keskin darbelerin ilk hazırlığının zihniyet ve düşünsel alanda gerçekleşeceğinin farkında olan Önderlik, Serxwebûn’u tüm militan ve savaşçı yapısının ocağı, okulu haline getirdi ve bu ocakta  tartışmasız en büyük emeği sergiledi.

Provokatör çizginin ilk saldırdığı alanlardan biri oldu aynı zamanda. Çünkü Serxwebûn demek Önderlik çizgisi demekti. Henüz 1984 15 Ağustos Atılımı başlamadan, devrimci mücadele ve özgürlük umutları söndürülmek, boğulmak isteniyordu. Hedefte olan alanlardan birinin de Serxwebûn olması bu yönüyle anlaşılır bir durumdu. Ancak herşeye rağmen, bu provokatörlere karşı en net tavrı alan yine Serxwebûn çalışanları oldu.

Parti kitapları Serxwebûn’da dizildi, yayınlar orada hazırlandı. PKK’nin Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılara da ulaştırılması, tanıtılmasının en önemli aracı oldu. Fakat hiçbir zaman sadece Avrupa ile sınırlı kalmadı. Zindanlara ulaştığında orda direniş oldu, gerillaya ulaştığında orda eylem oldu, Bakur’a ve metropollere ulaştığında orda kendi küllerinden yeniden doğuşu gerçekleştirdi. Yayın hayatı da devrimci mücadelenin bir parçasıydı.

Dağlarda direnişin ilk kurşunu sıkıldığında, Serxwebûn çalışanları da yönlerini dağlara çevirdi. Hem ordan gelen haberlere kulak kesildi, hem de dağ ile ülke ile yaşar oldu. Ülke gerçeğinden aldığı herşeyi topluma taşımanın köprüsü oldu. Birçoğu da bu ‘ideolojik ocak’ta kazandığı bilinç ve devrimci ruhla özgür dağlarla buluştu ve Kürdistan devriminin şehitler kervanına katıldı.

Sömürgeciliğe sıkılan ilk kurşun olan 15 Ağustos Atılımı’nın ruhunu ve Agit kahramanlığını Kürt halkına taşıran yine Serxwebûn oldu. 15 Ağustos Atılımı ardından kısa sürede büyüyen ve 1986’da gerçekleşen III. Kongre’de ARGK ile ordulaşan gerillanın yakından takipçisi oldu. Aynı yıllarda çöküşe doğru giden reel sosyalizm gerçeğine yönelik Önderliğin en kapsalım eleştirel çözümlemeleri yine Serxwebûn ile toplumun bilincine va tarihe kazındı.

Serxwebûn, Önderliğin bu yıllarda reel sosyalizm eleştirisi temelinde ortaya koyduğu ve insanlığın büyük umut ışığı olarak gördüğü demokratik sosyalizm tezlerini topluma taşırdı. Emperyalist güçlerin reel sosyalizmin çöküşü ile yaymaya çalıştığı sosyalizme inançsızlık karşısında bir umut olarak Demokratik Sosyalizm meşalesinin taşıyıcısı oldu. Serxwebûn sosyalizmin bir mevzisi olarak kendisini konumlandırırken, PKK’nin emperyalizme ve sömürgecilere vurduğu her darbeyi de direnenlere taşırdı.

Gerillanın topluma ulaştığı, toplumun gerillalaştığı, gerillanın hem nitelik hem de nicelik olarak büyüdüğü yıllardı 1990’lı yıllar. Apocu özgürlük felsefesinin Kürdistan’ın kurtuluş rehberi haline geldiğinin her alanda ispatlandığı bu yıllarda dünyada yaşanan büyük değişim dönüşüm ve alt üst oluşları en iyi okuyan yine PKK oldu. Önderliğin büyük öngörüsü ve hazırlığı ile ‘90’lı yıllar Kürt halkı için serhildan yıllarına dönüştü, zafere yürüyüş yılları oldu. Bir halk yıllardır bulunduğu ölüm uykusundan uyanarak yeniden tarih sahnesine çıkıyordu. Tarihe ‘Direnen Halk’ olarak geçen Kürtler, ‘90’lı yıllarda bu kez oğulları ve kızlarının destanlaşan kahramanlıkları öncülüğünde giriyordu. ‘90’lar Kürdistan tarihinde halk serhildanlarının tartışmasız zirve yaptığı yıllardı. Bu toplumsal yeniden varoluş yılları, kendini yeniden tanımlayan, kimliğine, kültürüne, özgürlüğüne yeniden dört elle sarılan yiğit bir halkı bir kez daha tarih sahnesine çıkardı. Bu toplumsal diriliş ve ayağa kalkış yıllarına sömürgeci düşman da cevap vermek için yeni konseptler peşindeydi. Serxwebûn’un bir şiar olduğu Kürdistan’da düşman da yok etme amacıyla saldırıyor, serhildanlaşan her şehri katliamlarıyla yok etmek istiyordu. Ancak unuttuğu bir şey vardı. PKK, Kürdistan’a öyle bir tohum ekmişti ki, bu tohum yüz yılların değil, bin yılların direniş ve diriliş geleneğinin köklerine sahipti. Bu tohum, toplumsallığın ilk oluştuğu Mezopotamya coğrafyasının ilk yerleşik halklarından olan Kürtlerin hiç yabancısı olmadığı, binlerce yıl yaşadığı toplumsallığını yeniden ve daha tutkuyla açığa çıkardığı özgürlük tohumuydu. Bu bir toplumun yeniden dirilişiydi ve Serxwebûn bu dirilişin ve kurtuluşa atılan ilk adımların, serhildanların ideolojik ışığı ve sesi oldu.

Düşmanın saldırıları, kirli savaş politikaları ve vahşi katliamları Serxwebûn aracılığıyla tüm dünyaya duyuruldu. Serxwebûn, Kürdistan’da uygulanan TC faşizmini teşhir etmenin ve dünya ilerici insanlığına duyurmanın da aracı oldu. ‘90’lı yıllar boyunca TC sömürgeciliğinin tüm inkar ve imha saldırıları karşsında, Apocu fesefeyi zindan direnişçilerine, gerillaya, cephe çalışanlarına ve topluma taşıran  ideolojik kaynak oldu.

Direnişin ateşini Kürdistan’da yakan Önder Apo, 30 Ocak 1997 tarihinde yani Serxwebûn’un yayın hayatına başlamasının 16. yılında gönderdiği bir yazı ile o günleri şöyle anlatıyordu:

“12 Eylül faşizminin etkisini bütün yönleriyle dayattığı ve her tarafı alacakaranlığa boğduğu günlerde, çok az imkanlarla Serxwebûn gazetesini çıkarmaya cesaret etmemiz, başlı başına önemli bir adımdır. Hatta bundan önce de 1978’de ilk defa Serxwebûn’u aylık biçimde çıkarma teşebbüsümüz de çok önemlidir. Dolayısıyla mevcut şekliyle Serxwebûn’u 16 yaşında değerlendiriyorsak da, onun gerçek yaşının 1978 ile başladığını ve 20. yılına girdiğini de belirtmemiz gerekiyor.

Serxwebûn geleneği, bağımsız düşünmenin ve aydınlanmanın tarihimizde en güçlü sesi olmasından ileri gelmektedir. Düşüncede bağımsızlığın en yetkin organıdır. Ve Serxwebûn düşüncesinin bütün yönleriyle özümsendiğini de sanmıyoruz. Fakat tek yaşayan değer buradaki düşünce gerçekliğimizdir.

Tarih ileride bu rolünün bütün ulusal ve toplumsal yaşamımız üzerindeki değerinin etkisinin ne olabileceğini, belirgin olarak ortaya koyacaktır.

Serxwebûn yolculuğu, ulusal kurtuluş yolculuğudur. Serxwebûn’un bütün sayılarında yaşanan gerçekler bir halkın dirilişinin adımlarıdır. Hepsini orada görmek, izlemek mümkündür. Ve bu anlamda tarihe ileride ışık tutacak en temel belge niteliğindedir. şüphesiz ana hatlarıyla bu ortaya konulmuştur. Gönül isterdi ki Serxwebûn, oldukça güçlü, teorik yönleri daha da güncelleşmiş, yaşama geçirilmiş biçimde değerlendirilseydi.

Aslında Serxwebûn’daki birçok görüş ve tez fazla pratiğe aktarılamadı. Neden? çünkü üzerinde inceleme ve araştırma geliştirilemedi. Pratikle bağı kurulmadı, hareketin birçok kadrosu bunu yapma imkanına da kavuşamadı, imkanı olanlar da bunun pek derinliğini ve önemini kavrayamadı. Bu görev hala önümüzde durmaktadır. Ve bunun yaşadığı tarihi gerçeklik hala güncel önemini korumaktadır. Serxwebûn, Kürdistan halkının beynini oluşturduğu gibi, iradesini de giderek geliştirmektedir.

Hiç şüphesiz, bundan sonra Serxwebûn kendisini daha da güncelleştirerek ve dönemin yakıcılığını dile getirerek kendisini ilerletmesini bilecektir. Hala söylenmesi gereken çok sözümüz vardır.

Düşünce bağımsızlığı bütün bağımsızlıklardan önce gelir!

Serxwebûn, bizim için önemini hiç̧bir şekilde yitirmeksizin korumaktadır. Biz hayatı, bağımsızlığı özgürce yeni yeni ele alıyoruz. Bu nedenle gerek Serxwebûn olsun, gerek diğer bütün basın-yayın organları olsun ulusal beynimizin geliştirilmesinde ve halkımızın iradesinin bükülmez hale gelmesinde bu yayın organlarımız Serxwebûn öncülüğünde her zamankinden daha fazla savaşçı rollerini başarıyla yerine getireceklerdir.

Bu kurumlarda faaliyet yürüten bütün değerli çalışanlar işlerini küçümsemesinler. Ben onların çalışmalarını savaşımın en kızgın alanlarınkinden daha az önemli görmüyorum. Basın-yayın çalışması en az savaş kadar önemlidir. Basın-yayın emekçiliği, günümüzde belki de rolü en gelişkin olan emekçiliktir.

Dolayısıyla çalışanları, onu takdir ederek zorlukları ne olursa olsun, anlam ve önemini bilerek kendilerini daha fazla bu çalışmalara vermeyi ve daha fazla başarmayı esas almalıdırlar.

Kendimizin de, faaliyetimizin de en önemli özelliğinin basın-yayın olduğunu belirtebiliriz. Mücadele bu silahla büyük kazanmıştır.

En az silahlı savaşım kadar bu basın silahı da halkımıza önemli kazanımlar sağlamıştır. Bundan sonra hiç şüphesiz, daha fazla kazandırmasını da bilecektir. Güncelliği yakalayarak, ayrıntıyı yakalayarak ve en önemlisi de düşmanın medyadaki muazzam savaşımına kendi medyasını daha da yetkinleştirerek gereken karşılığı verecektir. Dolayısıyla daralma, tıkanma değil, giderek daha da derinleşme ve genişleme ufku altında biz bundan sonrasının görevleri üzerine yürüyeceğiz. 

Yaşamımız yeni yeni canlanıyor. En eski bir halkın çocuklar gibi, en yeni yaşama gözlerini açması, o sevinci yaşaması söz konusudur. Basın-yayın kuruluşlarımız kendilerini dev aynası olarak değerlendirecekler. Dolayısıyla Serxwebûn geleneğimizi biz 16. yılında bir kez daha değerlendirirken, hem ardımızda bıraktığımız yılların kıvancıyla ve en önemlisi de önümüzdeki sürecin yüksek komutlarıyla daha fazla başarılarla dolu bir sürece girdiğimize eminiz.
Biz de Serxwebûn’un bir yazarı gibiydik. Bundan sonra daha da derinleşmiş çözümlemelerle güçlendirmeye devam edeceğiz.

Işık tutmaya, daha fazla aydınlatmaya çalışılacaktır. İnancın aydınlatılmasında, inancın geliştirilmesinde, bilincin örgüt gücü haline gelmesinde oynanan rol, fazlasıyla bundan sonra da yerine getirilecektir.

Bu temelde bütün Serxwebûn çalışanlarını başarılı çalışmalarından dolayı kutluyorum. Bundan sonra başarılar diliyor ve selamlıyorum.”

Serxwebûn gazetesinin en temel kaynağı, ideolojik ışığı, yazarı ve eleştireni olarak Önder Apo, 1999 uluslararası komplo ardından da en büyük temel kaynak ve perspektifimiz oldu. Onun yıllarca ilmek ilmek dokurcasına açığa çıkardığı büyük toplumsal devrimin tüm kaynaklarını mümkün olduğunca, bazen tekrar tekrar verdik.

Komployu daha başında, 1998 yılında parçalayan ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ eylemcilerinin sesi olmaya çalıştık. Gerilla ve zindanda kağıda dökülmüş yüzlerce hikaye, anı, roman, araştırmayı siz değerli okuyucularımızla buluşturduk.

Dağın rüzgarını, serin suyunu, gece karanlığını, yemyeşil doyumsuz yaylalarını, şafağın sökümünü, bir gerillanın gülüşünün sesini sizlere ulaştırdık. Gerillanın yaşadığı en değerli anları, tarihte eşine rastlanmayan direnişleri, kahramanlıları ve şahadetleri, savaş ve mücadelenin her zorluğunu döktükleri günlükleri, yaşamın en derin duygularını şiir tadında sizlerin beğenisine sunduk.

Kürdistan devriminin bir kadın devrimi olduğu gerçeğini, sizlere yayınlarımızla, kitap ve broşürlerimizle ulaştırmaya çalıştık. PKK’de yaratılan yeni yaşamı, Apocu militanın ahlakı, kişilik ölçülerini ve PKK’de gerçekleşen yoldaşlık ilişkilerini,‘heval’ hitabının sıcaklığını sayfalarımızda sizlere yansıtmaya çalıştık.

Bunların yanında en önemli çalışmalarımızı yine Önder Apo’nun eserleri oluşturdu. Gazete olarak resmi yayın hayatına başlamadan önce nasıl ki ilk çalışmamız, Önderliğin ortaya koyduğu eserler olduysa bugüne kadar da en önemli ve değerli çalışmalarımızın kaynağı hiç değişmedi. Önderliğin daha önce düzinelerce kitabını yayınladığımız gibi İmralı sisteminde esaret koşullarında kaleme aldığı savunmalarının tamamını Serxwebûn olarak yayınlamaktan onur duyduk. İnsalık tarihine ışık tutan bu eserlerin topluma ulaşmasını yalnızca bir kitap-okur ilişkisi olarak değerlendirmiyoruz. Bir aydınlanma, bir Ortadoğu Rönesansı çalışması olarak görüp, böyle baktığımız için her defasında başucu kaynağımız olarak gördük ve sayılarımızda genişçe yer verdik. Savaşın yükseldiği, çözüm tartışmalarının en zirveye tırmandığı dönemlerde tekrar tekrar dönüp Önderliğin eserlerine bakarak önümüzü aydınlatmaya çalıştık. Bu şekilde Ortadoğu’da yıllardır siyaset yapan, sistem kuran bir hareketin sesini tüm dünyaya duyurmak gibi bir görev ve sorumluluğu yerine getirmeye çalıştık.

Elbetteki daha iyisi olabilir, olmalı da. Böylesi bir yayın çalışmasının günlük ve güncel gelişmelerin boğuculuğunda nasıl bir anlamı olduğunu yakından bildiğimiz için, daha da önem verip derinleşmesine katkı sunmak en başta gelen görevlerimiz arasındadır. Bu görev çalışmalara verdiğimiz önem, şehitlerimize, Kürdistan’ın dört parçasında özgürlük tutkusuyla direnen halkımıza duyduğumuz güven ve bağlılığın gereğidir. Önderliğimizin halen esaret koşulları altında olduğu ve halkımızın tarihin en faşist saldırılarına karşı varlığını koruma ve özgürlüğün sağlama mücadelesini verdiği bu dönemde sorumluluklarımız her zamankinden daha ağır olduğunu bilincindeyiz.

34. yılını kesintisiz bir şekilde geride bırakıp 35. yayın yılına başlayan Serxwebûn gazetesi olarak Kürdistan ve Ortadoğu halklarının yeni toplumsallığının inşasında üzerimize düşen görev ve sorumlulukları yerine getireceğimizin sözünü, ilk günkü kararlılık ve irademizle yineliyor, direnenlerin kazanacağına olan inancımızı tekrarlıyoruz.

Serxwebûn’dan”
Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız