Cudi’den Karadeniz’e devrim yolculuğunda yitirdiğimiz Türkmen kadını Meryem Güler yoldaşa… – Hikmet T. Sönmez

775

Sevgi, emek, insan ve yurt sevgisiydi Meryem’i devrimci yapan. Devrimci bir militan olmaya karar verdiğinde ise tüm bu sevgisini görevleri üzerinde yoğunlaştırdı. Yaşam sevdasını görev sevdasına dönüştürdü

Hayatının sonuna kadar devrimci kalmak…
Hayatın bir döneminde sosyalizm fikriyle tanışıp zamanla elindeki oyuncaktan sıkılıp küçük bir çocuk edasıyla devrimcilikten sıkılıp kendine yeni hevesler arayanlar veya ölene kadar devrimci kalanlar… İnsanlığın kurtuluş mücadelesi ile tanışan Meryem yoldaş kurtuluş mücadelesinde fikirlerinden asla vazgeçmeyip ölene kadar devrimci kalanlardandı.
1997 yılının 28 Nisan’ında Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Akis kırsalında girdiği çatışmada şehit düşen Meryem yoldaş, devrim mücadelemizin ölümsüzleri arasına katıldı. Meryem’in de içinde olduğu “Türkiye Devrim Partisi” (TDP) savaşçı grubu eğitim gördükleri Türkiye-Irak sınırından yola çıkarak Dersim üzerinden Karadeniz Bölgesi’ne geçeceklerdi. Karadeniz’in kırsal alanında faaliyet yürütmek üzere, “Kürt Özgürlük Hareketi”nden yoldaşlarıyla birlikte hareket halindeydiler. Meryem de, Karadeniz Bölgesi’ne geçiş esnasında yine Kürdistan’da şehit düşen Rıza Satılmış, Mehmet Tekin ve Ertan Yeldiren yoldaşlar gibi şehit düştü. Silah elde savaşarak direnişi yükseltme geleneğini ve abisi Adem Güler yoldaşın devrettiği devrim savaşımını düşman güçleriyle savaşarak yükseltti. Orta Anadolulu bir Türk kadınının kanı Kürdistan şehitlerinin kanına karıştı. Meryem yoldaş Türk ve Kürt halklarının kardeşliği yolunda bir adım daha atılmasına sebep oldu.
1973 yılında Kırıkkale’de yoksul, emekçi Türkmen bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelen Meryem Güler zulmü ve sömürüyü ilk olarak kendi hayatında tanıdı. Meryem’in devrimci mücadeleyle tanışmasında henüz yedi yaşındayken, yine partili olan abisi Adem Güler yoldaşın 20 Temmuz 1980’de resmi ve sivil faşistlerle girdiği çatışmada şehit düşmesinin büyük bir etkisi oldu. Abisinin ölümü onda derin izler bıraktı. Küçük yaşlardan itibaren bir şehit kardeşi olmanın sorumluğuyla büyüdü. Mücadelenin her alanına tam bir adanmışlıkla sarılıyor ve moralini hep yüksek tutuyordu. Kaleme aldığı bir şiirinde şu satırları yazmıştı:
“Şehitlerimize…
Onlar,
Her biri bir parça vatan
Her biri bir kahraman
Onlar,
Kardelen çiçekleri
Onlar,
Yeni özgür toplumda
Bir gül gibi dipdiri yaşayacak
Onlar,
Bizim isyan kıvılcımlarımız” (12 Eylül 1993)
1993 yılında İstanbul’da yürüttüğü şehir silahlı faaliyetleri nedeniyle bir süre tutuklu kaldı. Tutuklandığı gün yayınlanan bir bakanlık genelgesiyle devrimci kadın tutsaklar Sakarya Hapishanesi’ne konulmaya başlamıştı. Böylece Meryem Sakarya Hapishanesi’nin ilk devrimci tutsaklarından biri oldu.
Ağustos 1993’teki polis operasyonu sonucunda tutsak düşüp hapishaneye gönderilir gönderilmez, uzun süredir görmeyip Gayrettepe işkencehanelerinde karşılaştıktan sonra ayrıldığı yoldaşlarına şöyle yazıyordu:
“Umulmadık bir zamanda
hiç umulmadık bir yerde
karşılaşmak
merhaba demek dostlara,
Arkasından,
zincir sesleriyle ayrılmak
hoşçakal diyerek…
Düdük sesleriyle yatmak
ve düdük sesleriyle kalkmak
yaşanmamış sevdaları yarıda kesmek…” (2 Eylül 1993)
Kaldığı o soğuk koğuşta, sıcak bir devrimci ortam yaratmak için ilk olarak mekânı düzenleyerek işe başladılar. Başka bir cezaevinde kalan bir yoldaşına bu çabayı şu şekilde anlatıyordu:
“ Biz de senin tabirinle koğuşu güzelleştirdik. Duvarları kırmızı-sarı renkle süsledik. Bayrağımızı bize gönderirseniz sevinirim. Elbette duvarları süslemek yetmez ama bulunduğumuz her alanı güzelleştirmek gerektiğini kabul etmek gerekir. İçimizdeki sevdaları bir gün herkes anlayacaktır. İşte o zaman güzelliklerimizi de anlayacaklar. Ve gerçek anlamda güzelleşmemiz de teoriyi pratiğe dönüştürmekten geçiyor.” (Eylül 1993)
Sevgi, emek, insan ve yurt sevgisiydi Meryem’i devrimci yapan. Devrimci bir militan olmaya karar verdiğinde ise tüm bu sevgisini görevleri üzerinde yoğunlaştırdı. Yaşam sevdasını görev sevdasına dönüştürdü: “Bizler yaşamayı seviyoruz. Yaşamayı sevmemiz bize fedakârlıklar yüklüyor. Bedelsiz hiç bir şey olmuyor. Sevgi aynı zamanda mücadele etmektir.” Aynı mektubunda Meryem, sürekli gelişebilmek için eleştiri ve özeleştirinin gerekliliğini kısa ve öz bir biçimde anlatıyor: “Değişmeyen tek şey değişim. Bizler her ortamı değiştiremezsek zamanla kendimizle mücadele etmeye başlarız. Yani dolu olanı bitirmek ama üzerine hiç bir şey eklememek olmaz. Yapmış olduğumuz hataların üzerini örtmek veya özeleştiriye gelmemek bir devrimciyi bitiren şeydir.”
Mücadelenin can bedelini çoktan göze almış ve ancak can bedelli bir kavganın kazandıracağına inanmıştı:
“Sevdamızdır
yüreğimize işlediğimiz
Sevdamızdır
yarınları yaratacak olan
Ve vurulanlar olacak
Kahpe kurşunlarla
Siper edenler olacak
gövdesini
Ve kazanacak olanlar yine
Onlar olacak” (18 Ekim 1993)
Serap Kolukırık yoldaş, 1990’da İstanbul Dudullu’daki ev baskınında çatışarak şehit düşen yoldaşı (Kardelen) Suna Çelik’in ismini kendisine kod isim olarak seçti. Artık Suna Çelik, Serap’la yaşayacaktı. Fakat aradan üç yıl geçtikten sonra Serap Kolukırık da 1993’te Maltepe’de yine bir evde çatışarak şehit düştü. Bu sefer Meryem, Serap Kolukırık’ın adını kendisine kod isim olarak seçti. Serap artık Meryem yoldaşta yaşayacaktı. Bu üç yiğit savaşçı kadın da, şehit düşen yoldaşının ismini taşıyarak onu kendilerinde yaşatmaya devam ettiler, isimlerini aldıkları yoldaşları şahsında tüm şehitlerin adına savaştılar.
Meryem yoldaş, şiirlerinde kullandığı tanımlamalarıyla “gökyüzünü kana bulayanları”, “körpecik kuzuları öksüz bırakanları” mermileriyle “yargıladı”.
Meryem, 28 Nisan 1997’de Hozat’ın Akis bölgesinde şehit düştü. Meryem de o büyük sevda uğruna “bir parça vatan” oldu; “bir kahraman”, “bir kardelen” olarak “yeni ve özgür bir toplumda dipdiri yaşamak” için toprağa düştü. O çilekeş Anadolu kadınının özgürlük aşkının bayrağı, Türkiye ve Kürdistan devriminin yeni bir sembolü oldu.
Meryem yoldaştan öğreneceğimiz en önemli şey ölene kadar devrimci kalmak, yaşamayı uğruna ölecek kadar sevmektir.
Bugün bizler de Meryemler’in, Jaleler’in yolunda ölümsüzleşen Bedrettin, Mahir ve Azizler’den aldığımız bayrağı zafere kadar taşıyacağız.

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız